İstanbul
18 Haziran, 2024, Salı
  • DOLAR
    32.80
  • EURO
    35.24
  • ALTIN
    2447.6
  • BIST
    10471.32
  • BTC
    66427.27$

SAFEVİ DEVLETİ BÜYÜK BİR TÜRK DEVLETİDİR

SAFEVİ DEVLETİ BÜYÜK BİR TÜRK DEVLETİDİR
SAFEVİ DEVLETİ BÜYÜK BİR TÜRK DEVLETİDİR
SAFEVİ TARİHİ TÜRK TARİHİDİR SAFEVİ DEVLETİ BÜYÜK BİR TÜRK DEVLETİDİR Zeynel Coşar yazdı… Kürtçü bölücülüğün akıl hocası ve Alevi kitlelere karşı psikolojik savaş elemanı gibi bir görevi üstlenip, tarihi gerçekleri en açık biçimiyle tahrip eden, çarpıtan ve yaymaya çalıştığı uydurma tarih tezleriyle Alevi bilincine saldıran Faik Bulut yeni yazdığı “Şah İsmail’in Serencamı –Kızılbaşlıktan Şiiliğe” adlı kitabıyla yine o uğursuz görevine devam ediyor.Kitabını okuyamadım ama bu kitap üzerine yapılan bir söyleşide kitabının içindekilerini anlatırken yaptığı gerçek dışı sözde “bilgiler” ve çarpıtmaları evlere şenlik. Uydurma ve çarpıtmalarını, Erdebil Piri Şeyh Cüneyd ve sonrası hakkında verdiği tarihi gerçeklere aykırı olan önemli yerleri birkaç bölüm olarak anlatacağım. Faik Bulut Safevi Devletini bir Kürt ve İran devleti olarak gösterme gayreti içine düşmüştür. Mealen diyor ki; “Bazıları şöyle derler; ‘Cumhurbaşkanlığı Forsuna 16 Türk devletini koyarken Safevi Devleti gibi bir büyük devleti neden koymuyorsunuz?’ Hâlbuki bu çok yanlıştır. Şah İsmail Türk değil, 13. göbekten öte Kürt’tür. Zaman içinde Kürtlük kaybolmuştur.”Bu saçmalığa karşı haykıran kişi en başta elbette ki Şah İsmail’dir. Onun hayatı, yazdığı öz Türkçe Deyişleri-Şiirleri tarih çarpıtmacısı Faik Bulut’a en iyi cevaptır. Babası Pir Haydar, dedeleri Cüneyd, İbrahim, Ali Hoca, Sadreddin ve Şeyh Safİ birer Türk inanç önderi kişilerdir. Önce babası Haydar ardından abisi Pir Ali acımasızca öldürüldükten sonra, altı yaşında ki bir çocuk olan Şah İsmail’i kucağına alıp saklayan, o dağ senin, bu mağara benim diyerek gezip en sonunda 1493 yılında Gilan-Reşt’e ve Lahican’a götürüp yedi yıl koruyan, yetiştirip, bölge tarihine yön veren önder kişi yapan kimdi? Kürtler miydi? Avşarlı, Kaçarlı, Şamlı, Dulkairli, Ustacalı Beyleri Kürt müydü? Yine 1500 yılı baharında Şah İsmail’i Karabağ’dan alıp Erzincan - Tercan Sarıkaya Yaylası olan Höbek Dağına getiren ve orada Büyük Höbek Türkmen Kurultayı’nı yaparak, Anadolu’nun dört bir yanında ordu toplayan, Ağustos-1500’de Erzincan ovasında toplanan 10.000 kişilik inançlı kararlı Türkmen Ordusu ile Azerbaycan-Karabağ’a gönderip, babası Haydar ve dedesi Cüneyt’in katili Şirvanşahları yenip Safevi Devletine giden yolu açan kahraman askerler, kitle önderleri, liderleri Dedelerin, Pirlerin tamına yakını Türk’tüler. Elbette ki bu süreçte bazı Kürt aşiret liderleri de vardı. Hatta II. Beyazıt’ın, Şah İsmail’e tavır almaları için gönderdiği Osmanlı ajanlarının tüm ısrarlarına rağmen Akkoyunlu ailesi ileri gelenlerinden bir kısmı, “Biz Sünniyiz, o Alevi. Ama daha dün Otlukbeli’nde hiç yok yere atalarımızı kıtır kıtır kesip katleden Osmanlı’dan yana olmayız. Biz Şah İsmail’i destekleriz” demişlerdir.Gelelim tarihin gerçeğine.Safevi Tarihi de Türk TarihidirTürkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı forsuna 16 Türk Devletinin bayrağı asılıdır. Ama öz be öz Türk olan Safevi Devletinin bayrağına orada yer yoktur. Neden? Çünkü Safevi Devletini Alevi Türkmenler kurmuş ve yaşatmışlardı da ondan. Bu nedenle koca Safevi devletini Alevi’dir diye Türk devletlerinden saymamışlardır. “Mutlaka Emevici Muaviyeci anlayışta olması gerekir, yoksa Türk Devletinden saymayız” demektir bu. İdrisi Bitlisi ve Ebussuud kafasıyla dünyaya ve tarihe bakan yanlışların derhal düzeltilmesi gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamının forsuna Safevi devletini de eklemek yetkili makamdakilerin görevidir. Divanında ve yazdığı şiirlerde tamamına yakını Farsça olan, bir tek kelime Türkçe kullanmayan padişahlar Türk padişahı oluyor. Ama anadili ve yazdığı şiirleri en duru ve güzel Türkçe olan kişi Türk padişahı olmuyor. Bu ne yaman çelişkidir böyle?Prof. Faruk Sümer Hoca’nın yazdıklarıyla başlayalım. ”…Safevi devletinde Türkler devletin kaderine hâkim olduktan başka kuvvetli bir milli kültüre de sahiptiler. Zengin şifai edebiyatları yanında yazılı (bilhassa manzum) edebiyatları vardı. Bununla ilgili olarak Sam Mirza ve Sadıki gibi tezkireciler, şiir yazan Türk beğlerine hususi bölümler tahsis etmişlerdi… Bizzat Safevi sarayında Çukurova Türklerinin Varsağıları dinlenirken Fuzuli ve Ali Şir Nevai gibi Türk edebiyatının iki büyük üstadının divanları da okunuyordu. Türkçe sarayın resmi dili olarak Şah Abbas ve halefleri zamanında hâkimiyetini koruduğu gibi, bu şehirde(İsfahan) Türkçe şiirleri yazan birçok şair de yetişti. Çünkü Türkçe yalnız emirlerin dili değil, hanedanında ana diliydi. Şah İsmail Farsçadan çok Türkçe şiirler yazması ve Ali Şir Nevai’nin eserlerine düşkünlüğü ana dilinin Türkçe olmasından ileri geliyordu”(Prof. Faruk Sümer- Safevi Devleti’nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü- say.5-6)Osmanlı tarihi ne kadar bir Türk tarihi ise, Safevi tarihi de en az onun kadar Türk tarihidir. Osmanlı Devleti gibi, Safevi Devleti de Horasan erenlerinin önderliği altında Moğol işgaline karşı vatanlarını kahramanca savunun Ahiyani Rum, Abdalanı Rum Türkmenlerin emeği, kanı ve canları üzerinde kurularak yükselmiştir. Her iki devleti kuran ve yaşatanlar Alevi Oğuz Türkleridir. Safevi Devletinin kurucusu da aynı kitlelerdir. Bu tarihi gerçeği nasıl olur da Türk tarihinin dışına iterek yabancılara “Al senin olsun” denilir? Kendilerine bilim adamı diyen insanlar ne yazık ki yıllardır hep böyle yapmışlardır. Çünkü o kişiler Türk tarihini, tipik bir Emevi kafası ile yazdılar. Emevi bakışı ile yazılan Türk Tarihi’ni ana ekseninden kaydırılarak, Nizamülmülük ve İdirisi Bitlisi, Ebussuud gibi Türk düşmanı kişilerin çizdiği çerçeve içinde ki sözde bir Türk tarihi yarattılar. Onların bu yanlışı elbette ki şimdilere bölücü Kürtçülüğe hizmet ettiği gün gibi ortaya çıkmıştır.Oğuz Türk geleneğini es geçerek Türk’ü dışlayan, Türklerin katlini emreden ve o katliamları bir bir takip eden, yapan, yaptıran Ebussuud, İdrisi Bitlisi’ye övgüler yağdırdılar. Türk tarihini özünden ve kökten kopartan, özellikle 12 Eylül 1980 sonrası geliştirilen Atatürk ve Cumhuriyet, laiklik düşmanı anlayışlarıyla, Türk-İslam sentezinin (aslında Sünniliğin egemen olduğu silik bir Türk kimliği)  tezgâhında bir ucubeye çevirdiler. İdrisi Bitlisi gibi bir Oğuz Türkmen düşmanının bakışıyla Şah İsmail’i ve Safevi, İran tarihi olarak değerlendirip, Farslara hediye ettiler. Şah İsmail ve yoldaşlarının öz be öz Aleviliğini de Şii yaptılar. Şah İsmail ne Fars’tır, ne de Şii’dir. Şah İsmail Türk’tür ve Alevi’dir.Azerbaycan lideri Haydar Aliyev, Sovyetler Birliği dağılmasıyla Azerbaycan Cumhurbaşkanı olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ile yaptığı her görüşmede, coşkulu bir şekilde “ Biz bir millet, iki devletiz, biz öz gardaşığ” derdi. Bu söz, tarihi olarak çok anlamlı ve bir gerçeği ifade ediyordu. Bugünkü Azerbaycan,1501 yılında Şah İsmail’in kurmuş olduğu Safevi Devletinin bir parçasıdır. Bir milletteniz ama iki devletiz. Bugün açık bir tarihi gerçek olan siyasi durum 1514 yılında da böyleydi. O günde bir milletin çocukları, iki ayrı devlet kurmuşlardı. Safevi-Osmanlı Kavgası: Türkler Açısından Çok Pahalıya Mal Olan Büyük YanlıştırSafevi ve Osmanlı kavgası, Kafkaslarda ve Karabağ Türklerine çok büyük kayıplar verdi. Ermenistan denen bir kukla devletin ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da da aynı şekilde Türk evlatları katledilerek, yok edilerek Kürt derebeyliklerinin önünü çatı. Şimdi işte o sözde Kürdistan denen belayı Yavuz ve İdrisi Bitlisi karşımıza çıkartmıştır. Tarihimizin bu acı gerçeğinin üstünü kimse açmıyor. Dicle boylarında 1514 yılında 300 tane Türkmen köyünden bugüne kaç tane Türkmen-Türk köyü kaldı. Hemen hemen hepsi yok edildi, asimile edildi ve Kürtleştirildi. Osmanlı tahrir kayıtları ortada… Yüzlerce Türkçe adlı köy yok olmuş. Prof. Mehmed Eröz bu gerçekleri yörede aylarca, yıllarca araştırmalar yaparak tek tek açıklamaktadır. Bugün ki bölücü Kürtçülerin önderi olan Kürt Derebeyi İdris Bitlisi denen, acımasız Alevi Türkmen düşmanının kışkırtması ve Yavuz Sultan Selim’in de ona kanarak yaptığı büyük yanlış nedeniyle bitmeyen bir kavganın içine düşürüldük. Düşmanlığa, kavgaya ne gerek vardı? Yavuz’un başlattığı Türk’ün, Türk’le kavgası sonuçta Çin sınırından Tuna nehrine, Kırım’dan Mısır–Arabistan çöllerine kadar çok geniş bir coğrafya da hüküm süren Türk devletleri olan Memlükler, Safeviler, Özbekler, Babürlüler gibi devletlerin kimisini etkisizleştirdi, kimisini de yıkılıp, yok edilmesine sebep oldu. Osmanlı, Safevi kavgası da Osmanlı’ya, Safevilere ve doğal olarak Türklere darbe vurdu. 1514 yılında Osmanlı yönetimince başlatılan Türk’ün, Türk’le kavgası hiç durmadan 16. ve 17. yüzyıl boyunca devam ettirildi. Her İran seferinde doğuda ki Osmanlı sınırı yakınları ile Karabağ ve Tebriz yörelerinde ki Türk evlatları katliama uğradı, yurtları talan edildi. Tüm tarihi gerçekler bu yıkımı ve yaşanan acılar tek tek anlatmaktadır.Yavuz ve Kanuni’nin seferleri yetmedi, III. Murat döneminde çok büyük bir yanlışın içine düşüldü. Onun padişahlığı sırasında 1578-1592 yılları arasında yapılan İran Seferi, Osmanlı ekonomisini, sosyal hayatını derin bir krize soktu. İçeride Celali İsyanlarıyla sosyal düzen ve ekonomik hayat felç oldu. Osmanlı –İran savaşlarını izleyen Avusturya İmparatoru, “Osmanlı, Safevi savaşı işimize yaradı, işte şimdi Osmanlıya vurma zamanı” diyerek, bütün kuvvetleriyle batıdan saldırıya geçti. Doğu’da İran coğrafyasında on dört yıl savaştığı için zayıflayan Osmanlı askeri gücü, ikinci bir savaş cephesine koşmak zorunda kaldı. İran seferi ve savaşından sonra, 1593-1606 yılları arsında yaşanan Avusturya savaşı, her açıdan Osmanlı Devletini derinden sarstı. Yani hiç yok yere başlatılan İran Seferileri her yönüyle Osmanlı Devletini yıkıma sürükledi.O da yetmedi. 1724 yılında Osmanlı Padişahı III. Ahmet, Rus Çağlığı ile gizli anlaşma yaparak Safeviler üzerine batıdan ve kuzeyden savaş açtırdı. Rus Çarlığının orduları Bakü’ye ve Hazarın güneyine kadar geldiler. Bugün çok önemli bir gündem olan Karabağ coğrafyasında, o tarihte en acımasız yöntemlerle ezilen kırılan Türk evlatları oldu. Prof. Raif İvecan’ın “1724-1730 Revan Salhannamesi” doktora tezi bu gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Karabağ’a giren Osmanlı askerlerinin ellerinde Ebussuud’un fetvası vardı. Türk düşmanı bu fetva da “Türkmenleri kırın, malına kadın ve çocukların el koyun, ama Ermenilere dokunmayın onlara iş, aş ev verin” diyordu. Bu nedenle bir Türk yurdu olan Erivan, Gence, Suşa, Lâçin ve diğer şehirlerde Türk nüfusu katliam ve zulüm uğratıldı. Sağ kalanlar ise göçe mecbur kalıp %80 azaldı. Ermenilere dokunulmadı. Ermenilere çoğalma, etkinleşme yolunu açtılar. Bugün Türklerin başında bir Taşnak Ermeni ve PKK Kürt bölücülüğü varsa, bunun kökünde Yavuz’la başlatılan ve çok yanlış olan Safevi düşmanlığı yatmaktadır.

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!