AVUSTURYA TARTIŞMALARINA DOSTÇA BİR UYARI

İbrahim BAHADIR yazdı…
Bir süredir Avusturya merkezli tartışmalar Alevi örgütlü yapıları içine çekti. Bu tartışmada kullanılan söylemlerin Alevi teolojisi ve tarihsel birikimi ile ilgisi olmadığını herkes tarafından biliniyor. Alevi Toplumunda “Ali’sizler” olarak tarif edilen görüşleri savunanların küçük bir kısmı gençliklerinde sol yapıların sempatizan düzeyinde var olmuş kişilerdir.
90 lı yıllarda başlayan radikal İslamcılığın vahşi eylemleri insanları tedirgin etmiş onlara olan tepki bir anlamda bütün İslami görüşlere yönlendirilmiştir. M. Kalenderin haklı olarak söylediği gibi, “Bu durumu eleştiren Turan dursun gibi isimlerin yazdıkları radikal guruplar yerine asıl etkisini Aleviler arasında göstermiştir.” Geçmişin sol söylemlerini ve yeni konjonktürel durumu kullanan bir çevre Aleviliğin gelenekle bağını kopartmak için elinden geleni yapmaktadır. “Kendine solcu diyen bu çevrelerin hiçbir örgütlü yapıyla ilişkileri bulunmadığı herkesin malumudur.”
Kamuoyu tarafından bilinmesi gereken Solun geçmişinde din düşmanlığı değil, dinin sömürü aracı olarak kullanılmasına karşı çıkılmıştır. Engelsin, burjuvazinin din yorumuna getirdiği eleştiriler açıktır. Yine onun Anarşistler ve Bismarck’a karışı eleştirileri, inanan insanların eziyetini eleştirilerle doludur. Kendine solcuyum diyen bu adamların ne sol değerler nede sol yapılarla ilişkisi olup, sol söylemleri kendi çıkarları için kullanmaktadırlar. Kaldı’ki bu adamların söylemlerinde kullandıkları malzemelerin kendilerinin ideolojik olarak karşı olduklarını söyledikleri (farklı) milliyetçi çevreler tarafından üretildiği bu adamlarında onu tekrar etikleri oldukça açıktır.
Bu adamların bir taraftan devletle mücadele ettiğin söylerken diğer yandan Aleviliğin içini boşaltarak, muhalefet etiklerine en büyük iyiliği yaptıkları oldukça açıktır. Kendileri farkında olmazsa da bu kişilerin devletin aparatı haline geldikleri ortadadır. “BU ADAMLAR NE SOLUN TEMSİLCİSİ NEDE SOL BUNLARI KENDİLERİNDEN SAYMAKTADIRLAR” Sol örgütlü çevreler bu alanın dışında varlıkların sürdürmektedir.
BU İŞİN MAĞDURU SADECE ALEVİLER DEĞİL, AYNI ZAMANDA SOL FİKİR VE ÇEVRELERİN KENDİSİDİR. DAHİL OLMADIKLARI BİR İLİŞKİ AĞINDA KENDİLERİ ADINA BİRİLERİNİN YANLIŞLARININ SORUMLUĞU ONLARA KESİLMEKTEDİR. KAN VE ACILARLA ELDE ETTİKLERİ SAYGINLIKLARI BİR KAÇ SİYASET TÜCCARININ ELİNDE İRTİFA KAYBETMEKTEDİR. Aleviler içindeki Sol söylemleri sömürenlerin bu yapılarla hiçbir bağının olmaması oldukça dikkat çekicidir. Tek dertleri TBMM de kıyak emeklilik hayali olan kişilerin Sol ve Alevi değerleri sömürüp -tüketmesi iyi niyetli değildir.
Bu tür adamlar yüzünden 1980 öncesi Alevileri canı pahasına koruyan Solun saygın yerinin (hiç dahili olmadığı) bu işlerden dolayı irtifa kaybetmesine müsaade edilmemelidir.
Avrupa da yaşayanlar şunu biliyor ki Avrupa da hak alma mücadelesi üçüncü dünya otoriter ülkelerindeki gibi zorlu bir mücadeleyi gerektirmez. Neye taparsanız tapın onun devlet tarafından tanınması son derece basit bürokratik bir meseledir. Basit bir örnek verecek olursak. Bilginin çoğaltılmasını din olarak kabul edilmesi İsveç’te din olarak kabul görmüştür. Avusturya’da ki durum ayni adla ve farkı içerikle bir dini kuruluşun olmayacağı için bunun düzeltilmesi istenmiştir. Avusturya devleti bu işin uzamaması için her ikisini birden tanıyarak basit bir bürokratik bir işlem gerçekleştirmiştir. Bunun Alevi kamuoyunda büyük bir mücadele ve kazanım olduğu fikri otoriter mantığın yıkılışı olarak Türk çevrelerde etkili olduğu için kullanılmaktadır.
Bu adamlara düşen Alevilik İslam dışı ise, o zaman kendi tarih ve teolojilerini yeniden inşa etmek sorumluğu vardır. Bir taraftan İslam dışıyım deyip, diğer yandan cem ve ibadetlerde Alevi değerlerini kullanmak en hafif deyimi ile ahlaksızlıktır. Dedelik Alevi kurumsal yapsın da önemli bir yere sahip olup, imam Alevi ve soyunu ifade eder. Artık kendilerine yeni isimde dini otorite oluşturmalıdır. Bir yandan Avusturya’daki bu işi köpürtüp diğer yandan Aliyi Alevilikte yok saymak mantıksızlıktır diyenlerin düştüğü komedi bu adamların görüşlerindeki tutarlığı göstermektedir. Bu çevreleri bir arada tutan inançların kendisi değil mücadele ediyor duygusudur. Kendi inançlarını inşa etme sorunları onları kendi tabanları ile karşı karşıya getirmesi kaçınılmazdır.
Bu ekibi eleştiren inançlı çevrelerin bu tartışmaları yükseltmesi bu inançsız kesimin propagandası ve onların zafer kazanmış hissini yaymaya yaramaktadır. Bu tartışmaların uzatılması ve köpürtülmesi sadece bu işi gerçekleştirenlerin propagandasına katkı yapmaktır. Yapılması gereken bu tartışmalardaki ölçülü tepkiyi bitirip, bu adamların inanç ve ibadetlerindeki Alevi değerleri sömürmesi kamuoyuna teşhir edilmelidir. İkinci ve daha önemlisi Aleviliğin teolojik sorunları üzerine yoğunlaşmalı ve oradaki sorunların çözüm için Alevi aydınların bir araya gelmesi sağlanmalıdır. Kendi sorunların halletmeyip farklı sapmaları durdurmaya çalışmak sonuçsuz kalacaktır.
Bütün bunları yapmadığımızda yeni “Ahmedi” hareketlerin çıkması kaçınılmaz olacaktır. Bunun bir sonraki aşaması İngiltere ve Hollanda ve bütün Avrupa da yaygınlaşma ihtimali vardır. Türkiye de ki kimi örgütlü yapılardaki temsil düzeyindeki açılmalar bun göstermektedir. Kendine Alevi aydınıyım deyip her yana gül dağıtmanın Aleviliğe bir getirisi bulunmuyor. Geçimlerini Avrupa da verdiği seminerlere bağlayanların bağımsız aydın olarak tanımlamak mümkün olmayıp hikaye anlatıcılarıdır. Bu arkadaşlarımızın bu örgütlerin isteklerine malzeme üretmekten başka şansı yoktur.
Bu tarihsel dönemde Alevi aydınlara büyük iş düşmektedir. Bu noktada her çevreye gül dağıtan ve meşrulaştıran kimi akademisyenlerin ve artık bu işi profesyonel meslek haline getiren kim araştırmacıların bu alana katkı sağlamaktan çok alanın içeriden bozulmasına hizmet ettiği oldukça açıktır.
Ne yazık ki örgütlü yapılar önlerindeki bu sorunlara sağlıklı çözüm üretme kapasite ve yeteneğinden mahrum bulunmaktadır. Bu Kritik tarihsel dönemde Aleviler yol ve yön gösterecek samimi aydınlara ihtiyaç bulunmaktadır. Şu bilinmelidir ki kendi fikir adamlarını üretemeyen hareketler başkalarının yönlendirmesinden kendini koruyamaz.
Siz bu toplumun sorunlarına mantıklı cevap vermezsiniz cahillerin çözümlerine mahkûm kalırsınız. Avusturya da yaşanan bunun sonucudur. Sonra kalkıp bunlardan şikayet etmenin kimseye bir faydası bulunmamaktadır. Umarım bu dönemi sağlıklı atlatırız.
İbrahim Bahadir

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz